Öne Çıkanlar
- VDS ve VPS benzer görünse de sanallaştırma tipi ve izolasyon seviyeleri gerçek dünyada performans ve kararlılığı belirler.
- Doğru yapılandırma (CPU worker sayıları, PHP-FPM, cache, disk I/O) kaynakların verimli kullanımı için kritiktir; swap geçici çözüm, performans katili olabilir.
- Güvenlik yüzeyini daraltmak (gereksiz servisleri kapatma, firewall kuralları, SSH portu değişikliği) sunucu güvenliğini ciddi biçimde artırır.
- Yazılım uyumluluğu ve sorgu optimizasyonu donanımdan önce düşünülmeli; öncelik sorgu optimizasyonu ve cache katmanıdır.
- Taşıma, DNS ve SSL adımlarını doğru sırayla yaparsanız kesinti minimal olur; uzman desteği özellikle VDS/VPS geçişlerinde fayda sağlar.
VDS vs VPS: Hangisi Sizin İçin Daha Güçlü? sorusuna cevap arıyorsanız, muhtemelen siteniz paylaşımlı hosting sınırlarını çoktan zorlamaya başladı. Bir yanda “tam izole, sanki fiziksel sunucu gibi” denen VDS duruyor, diğer yanda “esnek, uygun fiyatlı” VPS. Kağıt üzerinde ikisi de size root erişimi, özgür yapılandırma ve daha yüksek performans vaat ediyor. Ama iş gerçek trafik, CPU patlamaları ve “gece 03:00’te sunucu çöktü” senaryolarına gelince, aradaki küçük görünen teknik farklar, günlük hayatta kocaman etkilere dönüşüyor.
Şöyle düşünün: İkisi de sanal sunucu, evet. Ama VDS’te komşunuzun ne yaptığını pek umursamazsınız, çünkü kaynaklarınız daha sıkı izole edilir. VPS’te ise doğru yapılandırılmazsa, başka bir müşterinin yoğunluğu sizin performansınızı da vurabilir. Bu yazıda hem yeni başlayanları yormadan, hem de yıllardır root’la yaşayanları sıkmadan, VDS ve VPS’in gerçek hayattaki farklarını, performans, kaynak ayrımı ve yönetim açısından netleştireceğiz.
| Hizmet Türü | VDS / VPS (Sanal Sunucu) |
|---|---|
| Hedef Kitle | Geliştirici, Orta-Büyük Trafikli Proje Sahipleri, Kurumsal Web Uygulamaları |
| Zorluk Seviyesi | Orta – İleri (Sunucu yönetimi bilgisi gerektirir) |
| Öne Çıkan Özellik | İzolasyon, Performans, Esneklik |
VDS vs VPS: Hangisi Sizin İçin Daha Güçlü? Hakkında Bilmeniz Gerekenler
Aslında durum tam olarak şöyle: VDS ve VPS, aynı fiziksel sunucunun üstünde çalışan iki farklı sanallaştırma yaklaşımının sonucu. İhtiyaçları da buradan doğuyor. Paylaşımlı hosting’te CPU, RAM ve disk, yüzlerce site tarafından rastgele tüketilir. Kontrol sizde değildir. Trafik artınca “komşu gürültüsü” devreye girer ve siteniz yavaşlar. VDS ve VPS ise size belirli miktarda kaynağı tahsis eder ve bu kaynakları nasıl kullanacağınız konusunda size tam özgürlük tanır.
VDS tarafında genelde donanım seviyesine daha yakın, güçlü izolasyon sunan sanallaştırma teknolojileri (örneğin KVM gibi tam sanallaştırma çözümleri) kullanılır. CPU çekirdeği, RAM ve disk I/O, diğer kullanıcılarla daha az “paylaşım stresi” yaşar. VPS’te ise (özellikle eski tip container tabanlı çözümlerde) çekirdek seviyesinde ortak kullanım daha fazladır, bu da kimi zaman “kağıt üzerinde 4 CPU var ama gerçek hayatta 2 CPU gibi hissettiriyor” durumlarını doğurur.
İşin püf noktası şurada: Sektörde en çok duyduğumuz efsane şu — “Daha çok işlemci çekirdeği her zaman daha hızlı site demektir.” Hayır, değil. Eğer uygulamanız tek çekirdek ağırlıklı çalışıyorsa (çoğu PHP tabanlı CMS gibi), yüksek frekanslı 2 çekirdek, düşük frekanslı 6 çekirdekten daha iyi performans verebilir. Üstüne bir de disk I/O zayıfsa, veritabanı sorgularınız boğulur, CPU sayısını artırmanız bile durumu kurtarmaz. Dürüst olmak gerekirse, RAM miktarından ziyade işlemci mimarisi ve disk teknolojisi (SSD/NVMe) çoğu senaryoda çok daha kritiktir – her ne kadar herkes önce RAM’e baksa da.
Yapılandırma ve Yönetim: Adım Adım
Kaynak Yönetimi – Limitleri Zorlamayın
VDS vs VPS: Hangisi Sizin İçin Daha Güçlü? sorusunun pratik cevabı, kaynak yönetimiyle netleşir. Elinizde 4 CPU, 8 GB RAM’li bir VPS veya benzer kaynaklara sahip bir VDS olabilir. Yanlış yapılandırırsanız, bu kaynakların yarısını bile verimli kullanamazsınız.
CPU tarafında; PHP-FPM, web sunucusu (Nginx/Apache/OpenLiteSpeed) ve veritabanı (MySQL/MariaDB/PostgreSQL) için çalışan süreç (worker) sayıları, fiziksel çekirdek sayısını geçmemeli. Çekirdeğiniz 4 ise, her servise 10–15 worker açmak genelde “yük altında boğulma” anlamına gelir. Kısa süreli hız patlaması yerine uzun süreli stabiliteyi hedeflemek daha mantıklıdır.
RAM yönetiminde en sık gördüğüm hata, “Nasıl olsa swap var” rehaveti. Swap, performans değil, hayatta kalma aracıdır. Uygulamalarınız düzenli olarak swap kullanmaya başlıyorsa, sisteminiz görünürde çalışır ama tepki süreleri dramatik biçimde uzar. Özellikle Redis, Elasticsearch, Node.js gibi RAM seven servisleri, kullanılmayan fakat açık unutulmuş servislerle (örneğin gereksiz e-posta serverları, log toplayıcılar) aynı makinede tutarken iki kez düşünün.
Aşırı kaynak kullanımı uyarısı geldiğinde panik yapmadan önce bakacağınız ilk dosya genelde /var/log altındaki log dosyalarıdır. Özellikle /var/log/syslog (veya bazı sistemlerde /var/log/messages) ile web sunucu logları (access.log, error.log) size şu sorunun cevabını verir: “Gerçekten trafik mi arttı, yoksa bozuk bir script mi sunucuyu kilitliyor?” Genelde kullanıcılarımızdan duyduğumuz en büyük şikayet şu oluyor: “Hiçbir şey yapmıyorum, CPU %100.” Loglara bakınca tek bir eklentinin saniyede onlarca gereksiz sorgu gönderdiğini görüyoruz.
Güvenlik Duvarı ve Port Ayarları
Şöyle düşünün: Dış dünyaya açık her port, sisteminizdeki açık bir pencere gibidir. VDS veya VPS fark etmez, yanlış yapılandırılmış bir firewall (güvenlik duvarı) yüzünden, çok güçlü bir sunucuyu bile bir botnet’in oyun alanına çevirebilirsiniz.
İlk adım, gerçekten ihtiyacınız olmayan servisleri kapatmak. Sunucunuz e-posta göndermek zorunda değilse, SMTP hizmetlerini pasif bırakın. FTP kullanmıyorsanız tamamen kapatın; SFTP (SSH üzerinden dosya transferi) zaten işinizi görecektir. SSH portunu varsayılan 22 yerine farklı bir porta almak da, brute force saldırı trafiğini ciddi oranda azaltır. Bu tek başına bir güvenlik çözümü değildir ama saldırı yüzeyini daraltır.
Firewall tarafında ufw (Ubuntu) veya firewalld (CentOS, AlmaLinux, Rocky Linux) genelde yeterli olur. Temel mantık şu: İhtiyaç duyduğun servisleri net olarak tanımla, geri kalan her şeyi kapat. Web sunucusu için 80/443, SSH için belirlediğiniz özel port, veritabanı için ise çoğu zaman sadece lokal bağlantıya izin verilecek şekilde yapılandırma yapın. Veritabanı portunu (3306 vb.) doğrudan dış dünyaya açmak, hele ki zayıf parola ile, sık gördüğümüz en kritik hatalardan biri.
Yazılım Uyumluluğu ve PHP/Veritabanı Seçimi
“En güncel sürüm her zaman en iyisidir” önermesi, güvenlik için genelde doğru; stabilite için ise her zaman değil. VDS vs VPS: Hangisi Sizin İçin Daha Güçlü? diye sorarken, aslında yazılım yığınınızın (stack) bu ortamlarla ne kadar uyumlu olduğunu da hesaba katmalısınız.
PHP tarafında, resmi destek süresi devam eden bir sürüm kullanmak idealdir. Ancak bazı hazır uygulamalar (özellikle eski yazılmış eklentiler) en son PHP sürümleriyle tam uyumlu olmayabilir. İşin püf noktası, staging (test) ortamı kullanmak. Önce yeni PHP sürümünü test ortamında deneyin, loglarda uyarı ve hata olup olmadığını görün, sonra üretim (live) ortama geçin.
Veritabanı seçiminde ise MySQL/MariaDB çoğu web projesi için fazlasıyla yeterli. Burada altın kural şu: Önce sorgularını düzelt, sonra donanım iste. Kötü yazılmış SQL sorgularını, 2 kat RAM ekleyerek “bir süreliğine” saklayabilirsiniz ama kök sorunu çözmezsiniz. Index kullanımı, gereksiz SELECT * sorgularından kaçınma ve sık kullanılan tablolar için doğru türde indexler (BTREE/Hash vb.) performansı dramatik artırabilir. Tıpkı bir araba motoru gibi, sunucular da yüksek devirde (trafikte) doğru soğutmaya (kaynağa) ihtiyaç duyar; burada soğutma, optimize sorgular ve iyi yapılandırılmış cache katmanıdır.
Uygulama: Kurulum ve Yayına Alma
Terminali açın, şu komutu girin demiyorum ama mantık şu: VDS veya VPS fark etmeksizin, sağlıklı bir kurulumun üç temel adımı var — bağımlılık kontrolü, temel servislerin kurulumu ve yapılandırma dosyalarının düzenlenmesi.
Önce işletim sisteminizi güncelleyin ve ihtiyacınız olan minimum paketleri belirleyin. Web sunucusu (Nginx/Apache/OpenLiteSpeed), PHP (ve gerekli extension’lar), veritabanı sunucusu ve varsa cache katmanı (Redis/Memcached) listeyi oluşturur. Burada “her şeyi kur, sonra bakarız” yaklaşımı, ileride yönetimi zorlaştırır. Ne kadar az, o kadar iyi.
Ardından config dosyalarına odaklanın. PHP-FPM için www.conf, Nginx için nginx.conf ve site bazlı server blokları, veritabanı için my.cnf gibi dosyalar, performans ve güvenlikte en çok fark yarattığınız yerlerdir. Genelde 5 dakikadan fazla sürmez ama doğru değerleri bilirseniz. Örneğin, maksimum upload boyutu, memory_limit, worker sayıları ve keepalive ayarları, siteniz yoğun trafikteyken “çöküyor mu, yoksa devam mı ediyor?” sorusunun cevabını belirler.
Son aşama, DNS ve SSL tarafı. Doğru A kaydı, mümkünse HTTP/2 veya HTTP/3 destekli bir yapı ve Let’s Encrypt gibi otomatik yenilenen SSL sertifikaları ile işi temiz bitirmiş olursunuz. Burada detay merak ediyorsanız, web sunucusu özelindeki resmi dökümantasyonlar (örneğin Apache belgeleri veya Nginx docs) çoğu zaman en güncel ve güvenilir kaynaktır.
Sık Karşılaşılan Sorunlar ve Pratik Çözümler
| Sorun | Muhtemel Neden | Çözüm |
|---|---|---|
| Site Yavaş Açılıyor | Zayıf önbellekleme veya yüksek sorgu sayısı | Redis/Litespeed Cache kurulumu yapın |
| Bağlantı Zaman Aşımı | Firewall engeli veya hatalı DNS | Port izinlerini kontrol edin |
| CPU Sürekli Yüksek | Bozuk script, DDoS veya gereksiz cron görevleri | Top/htop ile süreçleri analiz edin, gereksiz cron’ları devre dışı bırakın |
| Disk Alanı Doldu | Büyüyen log dosyaları veya yedeklerin aynı sunucuda tutulması | Log rotasyonu ayarlayın, yedekleri harici depolamaya taşıyın |
Sıkça Sorulan Sorular
VDS vs VPS: Hangisi Sizin İçin Daha Güçlü? Güvenli mi?
Doğru yapılandırılmış bir VDS veya VPS, paylaşımlı hosting’e göre çok daha güvenlidir. Çünkü root erişimiyle firewall, güncelleme politikaları ve servis yetkilendirmelerini tamamen kontrol edebilirsiniz. Ancak güncellemeleri ihmal eder, zayıf şifre kullanır ve gereksiz portları açık bırakırsanız, en güçlü donanım bile riskli hale gelir. Güvenliğin temel taşları: güncel yazılım, güçlü parola/anahtar kullanımı ve daraltılmış saldırı yüzeyi.
Fiyat/Performans dengesi nasıl kurulur?
İşin en kritik kısmı bu. Her zaman önce ihtiyacı netleştirin: Trafik oranı, uygulama türü (WordPress, e-ticaret, kurumsal CRM vb.), veritabanı yükü ve büyüme beklentisi. Küçük-orta ölçekli projeler için doğru yapılandırılmış bir VPS çoğu zaman yeterlidir ve fiyat/performans açısından çok tatmin edicidir. Yüksek I/O isteyen, stabilitenin kritik olduğu (özellikle kurumsal, yoğun veritabanı trafiği olan sistemler) projelerde ise VDS çoğu zaman daha mantıklıdır. Bu arada, performansınızı artırmak için Sunucu Teknolojileri sayfamızdaki diğer çözümlere de bakabilirsiniz; ölçeklendirme ve cache stratejilerini orada daha derin ele alıyoruz.
Taşıma (Migration) işlemi zor mu?
Kulağa göz korkutucu gelebilir ama doğru araçlarla değil. Dosyalar, veritabanları ve DNS sırasını doğru takip ettiğiniz sürece süreç oldukça kontrollü ilerler. Biz Bilhost tarafında genelde şunu yapıyoruz: Önce dosya ve veritabanı kopyalanır, ardından config dosyalarındaki bağlantı bilgileri yeni sunucuya uyarlanır, en son DNS değişir. Böylece kesinti süresi minimumda kalır. İsterseniz bu süreci sizin yerinize tamamen biz de üstleniyoruz, özellikle VDS ve VPS geçişlerinde kullanıcıları en çok rahatlatan nokta bu oluyor.
Sonuç
İşin özü şu: VDS vs VPS: Hangisi Sizin İçin Daha Güçlü? sorusunun tek bir evrensel cevabı yok. Trafiğiniz, yazılım altyapınız ve bütçeniz bu cevabı birlikte şekillendiriyor. VDS size daha sıkı izolasyon ve genelde daha öngörülebilir performans sunarken, VPS çoğu senaryoda çok daha esnek ve ekonomik bir başlangıç noktası sağlıyor. Teknoloji ne kadar karmaşık görünürse görünsün, doğru yapılandırma hayat kurtarır. Eğer bir yerde takılırsanız biz buradayız, yorumlarda sorularınızı bekliyorum.
